Son yıllarda yapay zeka, mühendislik dünyasının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Tasarımdan kodlamaya kadar birçok alanda işlerimizi kolaylaştırıyor. Bu yazıyı yazarken özellikle yapay zekadan destek almamaya çalıştım. (Görsel hariç) Çünkü bu yazının, doğrudan kendi düşüncelerimden ve deneyimlerimden çıkmasını istedim. Kişisel bir paylaşım söz konusu olduğunda bunun daha samimi olduğuna inanıyorum.
Yapay zekanın sunduğu tüm bu imkanlar, bugün mühendislik süreçlerine önemli katkılar sağlıyor ve doğru kullanıldığında verimliliği ciddi şekilde artırıyor. Ancak benim burada vurgulamak istediğim nokta, teknolojiyle insanı karşı karşıya getirmek veya kıyaslamak değil. Asıl mesele, yazılım firmalarının en önemli yapıtaşının insan olduğunun farkında olup olmadığıdır. Çünkü kullanılan araçlar ne kadar gelişmiş olursa olsun, o araçlardan gerçek değeri üreten; ekiplerin bilgi birikimi, yaklaşımı ve çalışma kültürüdür.
Yıllar içinde birçok projede farklı ekiplerle çalıştım ve farklı sorumluluklar üstlendim. Bu süreç bana, başarılı ve sürdürülebilir yapıların her zaman güçlü ekipler üzerine kurulduğunu net şekilde gösterdi.
Teknoloji, araçlar ve mimariler elbette önemlidir. Ancak bunların tamamı, sonuçta insanlar tarafından tasarlanır, uygulanır ve hayata geçirilir. Uzun vadeli başarıyı asıl belirleyen de bu süreci yöneten ekiplerin niteliği ve organizasyonun onlara yaklaşımıdır.
Elbette ticari hedefler, kârlılık ve rekabet baskısı da işin önemli bir parçasıdır. Ancak yalnızca kısa vadeli kazanç odaklı hareket edip çalışanlarına yatırım yapmayan, gelişimlerini desteklemeyen firmalar, geçici başarılar elde etseler bile bunu sürdürülebilir kılmakta zorlanırlar.
Zaman içinde şunu defalarca gözlemledim: Aynı teknolojiler ve benzer mimariler kullanılsa bile ortaya çıkan işler arasında ciddi kalite farkları oluşabiliyor. Birçok projede aşağıdaki unsurlar mevcut olmasına rağmen;
- Deneyimli ekipler,
- Temiz kod prensipleri,
- Tanımlı süreçler,
- CI/CD altyapıları
projeler gecikebiliyor veya beklenen kaliteye ulaşılamıyor.
Bunun nedeni çoğu zaman teknik değil, insani faktörler oluyor. Yorgun ekipler, sürekli zaman baskısı altında çalışan mühendisler ve sürdürülebilir olmayan çalışma ortamları kaliteyi doğrudan etkiliyor.
Benzer şekilde, müşteriyle kurulan ilişkinin niteliği de bir projenin başarısında belirleyici oluyor. Açık, şeffaf ve güvene dayalı bir iletişim kurulamadığında, teknik olarak doğru ilerleyen projelerde bile ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Özellikle sorunlu dönemlerde, sakin kalabilen, çözüm odaklı düşünebilen ve müşteriyi sürecin bir parçası haline getirebilen ekipler, uzun vadeli güven ilişkileri kurabiliyor.
Doğru seçilmiş ve güçlü bir teknoloji tek başına kaliteli yazılım üretmez. Kaliteyi ortaya çıkaran, o teknolojiyi doğru kullanan ve doğru şekilde temsil eden insandır. Bu nedenle yetkinliği yüksek, yaptığı işi sahiplenen, ekip olmayı başaran ve müşteriyle sağlıklı iletişim kurabilen insanlar, uzun vadeli başarının temelidir.
Sürdürülebilir bir yazılım kültürü;
- Öğrenmeye açık ortamlarla,
- Hata yapmanın cezalandırılmadığı bir anlayışla,
- Açık ve sağlıklı iletişimle,
- Müşteriyle karşılıklı güvene dayalı ilişkilerle
oluşur.
Uzun vadeli mimari yalnızca teknik bir hedef değildir. Aynı zamanda bir ekip yaklaşımı ve kurum kültürüdür. Sağlam yazılım, önce sağlam ekiplerle inşa edilir. İnsanların kendilerini değerli hissettikleri, emeklerinin karşılığını aldıkları ve gelişimlerinin desteklendiği ortamlarda bu sağlamlık doğal olarak oluşur.
Peter Drucker’a atfedilen ve bu yaklaşımı çok iyi özetleyen bir sözle yazımı bitirmek istiyorum:
“Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer.”
Şahan Aşkın, Modulon Tech